13 Şubat 2012 Pazartesi

Moneyball İçin Laflar Hazırladım

Moneyball filmi ülkemizde de gösterime girdi. Brad Pitt'in başrolünde oynadığı film duyduğum kadarıyla çok beğenildi. Filmin konusu beyzbol, ben de çevresinde "beyzbol bilen manyak" olarak tanındığımdan, herkes bana ne düşündüğümü soruyor. Hatta filmden çok etkilenmiş bir arkadaş "Hocam, bir akşam kapınızı çalıp beyzbol konusunda sizden feyz almak arzusundayım müsaade ederseniz" bile dedi.

Henüz filmi izlemedim. Film izlemeyi pek beceremeyen bir insanım. Ama eğer İstanbul kar yüzünden trafiğe çıkılamayacak hale gelirse işyerinden metroyla Taksim'e akıp filmi izleyeceğim, belki.

Üstelik filme konu olan kitabı da okumadım. Ama moneyball'u, veya aslında esas laf olan Sabermetrics'i eskiden beri biliyorum. Yine de biraz moneyball lafının kendimce etimolojisine gireyim. İlk olarak moneyball lafını NBA'in all-star haftasındaki üçlük yarışmasında duymuştum. Bu yarışmada su kanaletine benzer bir düzenekle basketçinin önüne toplar geliyor, o da oradan alıp alıp topu potaya fırlatıyor. Normal kahverengi toplar girince 1 sayı sayılıyor, ama moneyball adı verilen Amerikan bayrağı desenli top ise 2 sayı sayılıyordu. Tabii burada amaç tekdüzeliği azaltmak, zira o top gelince ister istemez stres düzeyi artıyor.

Bu işlerin piri Larry Bird moneyball'u potaya gönderirken


Bunun dışında alınan kritik bir ribaunt, maç sonunda skoru belirleyecek önemli bir atış veya bilardodaki son top gibi şeylere de moneyball demeyi seviyor Amerikalılar. Ayrıca Dallas Mavericks takımına da nedense moneyball deniyor (henüz çözemedim, internet aramaları diğer moneyball ile domine olmuş vaziyette) ve hatta kulüple alakalı gayriresmi bir sitenin adı da Mavsmoneyball.com'dur.

Neyse, sabermetrik üzerinden yazımıza devam edelim. Önce iki şeyi tespit edelim: Beyzbol çok köklü bir spordur ve bir oyuncunun performansı için yüzyılı aşkın süredir kullanılan çeşitli istatistikler vardır. Bunlar HR, RBI, BA, ERA gibi rakamlardır. (Bu gibi istatistik kalemleri ve genel olarak beyzbolu öğrenmek için Beyzbola Giriş adlı bir yazımız emrinize amadedir). İkinci tespit ise, beyzbolda, yahut daha spesifik olarak, beyzbolun en üst düzey ligi MLB'de NBA, NFL gibi diğer liglerin aksine salary cap, yani sezonluk harcama limitinin olmamasıdır. New York Yankees ile Boston Red Sox gibi zengin takımlar iyi oyuncuları parayı bastırıp kaparlar. (2011 sezonundaki takım başına senelik maaş toplamları için bu linke bakabilirsiniz)

Oakland Athletics köklü bir beyzbol takımıdır, ancak bu takımlarla başedecek kadar parası yoktur. 1997'den beri takımın genel müdürü olan Billy Beane (Brad Pitt bu kişiyi canlandırıyor. Brad Pitt'in resmini koymayacağım, eğer onun için okumaya devam ediyorsanız şimdi çıkabilirsiniz) az parayla rekabet edebilmenin çaresini sabermetrikte buluyor. Sabermetrik, yukarıda bahsettiğimiz geleneksel istatistikler yerine, değişik hesaplamalar yoluyla, oyuncuların galibiyetteki bireysel paylarını bulmayı amaçlayan alternatif bir istatistik kalemleri bütünüdür. Bunu ilk bulan Bill James adlı bir beyzbol yazarı ve tarihçisidir.


Billy Beane (bence Brad'den daha yakışıklı :)

Filmi seyretmediğim için hikaye kısmını kısa tutacağım. Sonuçta ne oluyor derseniz, Beane oyuncu transfer ederken veya draft ederken normal istatistiklerle çok dikkat çekmeyen ama "sabermetriği" iyi oyuncuları ucuza transfer ediyor. Takım 2002-2006 yılları arasında çok mütevazi bütçelerle büyük takımlarla aşık atıyor (büyüklerin bütçeleri 100 milyonu geçer). Gerçi Oakland Athletics (popüler jargonda A's diye geçer) bu dönemde hiç şampiyon olamıyor ama az parayla çok iş yapabildikleri için bayağı ilgi çekiyor.

Oakland en başarılı sezonu olan 2002 yılında 162 maçta 103 galibiyet alıyor (100 galibiyeti çok ender geçer takımlar) ve aslen br ekonomi yazarı olan Micheal Lewis bu sezon üzerine kurduğu Moneyball adlı kitabı yazıyor. Kitap best seller oluyor, film de bu kitap üzerinden yapılıyor zaten.


Kitabın kapağı (bende var-Ed.)

Kitabını okumasam da, filmini seyretmesem de, sabermetriği zihin açıcı birşey ve hatta ilerleme olarak görüyor ve Oakland Athletics'in bunu cesaretle uygulamasını takdir ediyorum. Sistemin işe yaradığı anlaşıldı ki, artık çoğu beyzbol takımı bünyesinde sabermetrik uzmanları çalıştırıyor. Boston Red Sox'un 86 yıl aradan sonra şampiyon olmasının en büyük mimarlarından, Chicago Cubs'ın yeni genç GM'i Theo Epstein da (Hain!!! - Ed.) bu yönteme değer veren biri olarak biliniyor ve Cubs organizasyonu da sabermetiğe göre tekrar tasarlanıyor.

Elbette insan sabermetrik gibi bir yöntemle tanışınca beyzbol dışındaki sporlarda, ve hatta spor dışındaki konularda da böyle yöntemler bulunabilir mi diye ister istemez düşünüyor. Kendi profesyonel iş hayatım açısından baktığımda, şirketlerin üst düzey yöneticilerinin daha Moneyball filmini izlemezken BI (business intelligence) yöntemleriyle, yani varolan verileri değişik şekillerde analiz ederek örneğin "Hmmm, 17-19 yaşındaki okula gitmeyen erkeklere az satış yapıyormuşuz. Hemen buna önlem alalım da satışlarımız artsın" gibi sonuçlara varmayı istediklerini biliyorum. Filmin izlenmesiyle beraber bu istekleri artacaktır. Sabermetriğin başka sporlara, örneğin bizim futbola uyarlayabilirliğini irdeleyen yazılar da pırtrak gibi çoğalıyor. Dolayısıyla, sabermetriği bu açılardan genelleyerek hazırladığım lafları sunmak istiyorum:

  • Sabermetriği bir çeşit simyacılığa benzetebiliriz. Simyacılık nasıl değersiz maddelerden altın etmeyi amaçlıyorsa, bu da değersiz oyunculardan yıldız elde etmeye çalışılıyor gibi anlaşılabilir. Değersiz derken, elbette fiyatı düşük anlamında kullanıyorum; örneğin hava değersiz ama gayet faydalı bir maddedir. Bunun gibi bir oyuncu yıldız ise zaten bu her türlü istatistiğine yansır, sayılarla uğraşmadan gözle bile anlaşılır. Karmaşık sayısal metodlar ile her takıma gerekli olan faydalı oyuncular keşfedilebilir, ama yıldız keşfedilemez. Maalesef şampiyonlukların olmazsa olmazı, yıldız oyunculardır.
Yıldız Oyuncu: Yetmez ama evet

  • Spor takımı da olsa, şirket de olsa, rekabet ortamında yaşayan her birim rekabetçi avantajlara ihtiyaç duyar. Sabermetrik, özellikle ilk çıktığı zamanlarda Oakland Athletics takımı için rekabetçi avantaj olmuştu. Ancak rekabetçi avantajlar eğer kolay taklit edilebilir türden ise, o zaman herkes bunları kullanmaya başlar ve kimse için avantajlı tarafı kalmaz. Oakland Athletics'in başına gelen de budur ve yıl 2012'ye geldiğinde tekrar sıradan bir takıma dönüşmüştür, zira sayısal yöntemleri elinde bilgisayar olan herkes kolaylıkla taklit edebilir. Önemli olan sürdürülebilir rekabetçi avantajlardır; örneğin Los Angeles Lakers, şehrin güzel, cazip ve büyük bir pazar olması sebebiyle her zaman böyle bir avantaja sahiptir. Her takım elbette böyle doğal avantaja sahip olmasa da, iyi bir takım kültürü (bu işletme jargonunda kurum kültürü diye geçer) oluşturularak da taklit edilmesi zor ve sürdürülebilir bir rekabetçi avantaj elde edilebilir.

En Güvenilir Kurum Anketinde San Antonio Spurs Sürprizi

  • İstatistikleri önemsemenin en temel zayıflıklarından biri, istatistiğe konu olan kişilerin (yani, örneğimizde oyuncular) istatistiklere göre oynama (gavurlar buna "gaming the system" der) denen suçu işlemelerine olanak sağlamasıdır. Örneğin bir basketbolcu istatistik olarak güzel gözükmek için savunmada kendini yormayıp hücumda daha aktif olabilir. Yine de temel istatistiklerde bu hileyi yapmak daha zordur, ama sabermetrik gibi oyunun ayrıntılarına giren istatistiklerde bu daha kolay yapılabilir. Örneğin bir futbolcu için koşma mesafesini önemsediğimizi düşünelim: Bir futbolcu sırf bu rakamı yüksek çıksın diye çaktırmadan gereksiz yere koşabilir. Diğer yandan sabermetrik, gelişmiş metodlarıyla geleneksel istatistik kalemlerine yapılabilecek bu tarz hileleri de ortaya çıkarabilir.

Shane Battier sabermetriğe bile yansımayan acayip bir adamdır. Okuyunuz.

  • İşleri sahaya inmeden sayısal olarak değerlendirmek, masa başının konforu, fildişi kulede olmanın seksi gizemi gibi avantajlara sahip olduğundan çok çekicidir. Bu da işin tam olarak nasıl yapıldığını, rakamlara yansımayan kaliteli şeyleri (örneğin basketbolda etkili bir screen), gözardı edebilme tehlikesine sahiptir. (Ayrıca bkz. Linearity Trap)
  • Sabermatiğin bir başka dikkate almadığı konu da psikolojik ve sosyolojik yönlerdir. Bir oyuncunun liderlik yeteneği, takım arkadaşlarıyla uyumu, soyunma odasına getirdiği/götürdüğü huzur gibi şeyler maalesef dikkate alınamayor. Ama yöneticiler, karar mekanizmalarında, elbette sadece sabermatik kullanmadıklarından diğer yollarla oyuncunun bu yönlerini de araştırıp karara varabiliyorlar. Bence sabermetrik benzeri metodlar, eski tarz insani ilişkilerle beraber güzel bir karışım haline gelebilirse daha tatmin edici olacaktır..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder